CPJ raporu: “Türkiye’de basın özgürlüğü krizde”

Gazetecileri Koruma Komitesi (The Committee to Protect Journalists – CPJ) bu raporu Türkiye’de yaygın olarak görülen, gazetecilere karşı ceza kovuşturmaları açılması ve gazetecilerin hapsedilmesinin yanı sıra, hükümetin basında oto-sansürün içselleştirilmesi için başvurduğu çeşitli baskı yöntemlerine dikkat çekmek için kaleme aldı. CPJ, yaptığı inceleme sonunda, başta Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere son derece baskıcı yasalar, aslen devleti korumaya yönelik bir ceza muhakemesi kanunu ve hükümetin basına yönelik en üst düzeyde katı üslubuyla karşılaştı. Türkiye’deki basın özgürlüğü sorunu, kriz düzeyine ulaşmış bulunuyor.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz!

Raporun özet bölümden:

  • “CPJ’in hapisteki gazetecilerle ilgili araştırma yaptığı 27 yıl boyunca, tutuklu gazetecilerle ilgili kendi rekorunu kıran ve basın özgürlüğünü kısıtlamak konusunda, kendi kendine rakip olan tek ülke Türkiye oldu. CPJ raporlarına göre Türkiye 1996 yılında 78 gazeteciyi hapse atmıştı. Bugün ise Türkiye’deki hapis gazetecilerin sayısı İran, Eritre ve Çin gibi en baskıcı ülkeleri fersah fersah geçiyor.”
  • “Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda çalışan sivil grupların verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla, gazeteciler hakkında açılmış ceza davası sayısı 5,000’i buluyordu.”
  • “Ağustos 2012’de hapisteki gazetecilerin yaklaşık yüzde yetmişi, yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’nin (Partiya Karkeren Kurdistan – PKK) ve Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (Koma Civakên Kurdistan- KCK)beyanları ya da faaliyetleri hakkında haber yaptıkları için “terör örgütüne yardım” ile suçlanan Kürt gazetecilerdi. Özellikle Dicle Haber Ajansı ve Türkçe basılan Özgür Gündem gazetesi çalışanlarının yanı sıra, tamamı Kürtçe basılan günlük Azadiya Welat gazetesinin çalışanları da hedef alınıyor. CPJ, Ağustos 2012’de araştırmasını sürdürdüğü sırada, Azadiya Welat’ın önceki üç genel yayın yönetmeni hapisteydi.”

Gazeteler korsanlığı kendileri yapmaktan vazgeçsinler!

Röportaj: Barış Engin

Ana akım medyadan 20 gazete 1 Ekim 2012 günü bir deklarasyon yayımladı. Deklarasyonda radyo, televizyon ve özellikle internet medyalarının bu 20 gazetenin haberlerini kullanmaması yönünde uyarı da bulunuluyor. Bu gazeteler “haber gazetenindir” deyip “korsan gazetecilik” diye adlandırdıkları alıntılamaya karşı duracaklarını belirttiler. Gazetelerin yayımladığı deklarasyonu Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Alternatif Bilişim Derneği üyesi Dr. Özgür Uçkan ile konuştum.

Barış Engin: Korsan gazeteciliğe son deklarasyonunu haklı buluyor musunuz?

Özgür Uçkan: Ana akım medyaya mensup 20 büyük gazetenin yayınladığı bu deklarasyonu kelimenin tam anlamıyla “yüzsüzce” buluyorum. İnsan bir dönüp aynaya bakar. Çoğunu izinsiz ve kaynak belirtmeden internetten topladıkları korsan haberlerden geçilmiyor gazeteleri. (1) Utanmasalar, Anadolu Ajansı’ndan aldıkları haberleri de kendilerine telifleyecekler. Dolayısıyla, hayır, bu sözüm ona “deklarasyon”u tamamen haksız buluyorum. Bu, atıl iş modelleri yüzünden kaybettikleri haksız çıkarları geri kazanma peşinde yürütülen bir lobi çalışmasından, düzenlemeye etki etme çalışmasından başka bir şey değil. Ve yüzsüzce bir çaba bu…

Tamamını Okuyun…

Tek Başına, Çok Kişi

Sosyal medyanın örgütlenme üzerine etkileri neler? Arap Baharı, internetime dokunma, Van depremi gibi örnek olaylar üzerinde sosyal medyanın etkilerini tartışan belgesel film: Tek Başına, Çok Kişi

Yeni medya düzeni derken?

İnternetin yaşam alanımıza girmesiyle birlikte yeni tür haberleşme ağları oluşmaya başladı. Sosyal ağlar başta olmak üzere haberleşmeyi ve bilgiye ulaşımı kolaylaştıracak yeni tür sistemler var oldu.

Gerek böylesi sosyal ağlar, gerekse internet üzerinden varlığını sürdüren yayınların bulundukları mecranın bütünü için ‘yeni medya düzeni’ kavramı kullanılmaya başlandı. Bu alana girebilecek saymakla bitiremeyeceğimiz yayınlar gün geçtikçe hızlı bir şekilde sayılarını arttırmaya devam ediyor. Bu yayınların neredeyse tamamı internet üzerinden varlığını sürdüren ‘haber’ siteleri olarak ortaya çıkıyor. Tüm bu yayınları genel bir şekilde yeni medya düzeninin bir parçası olarak görebiliriz.

Fakat benim aklımı kurcalayan sorun burada başlıyor. Yeni medya düzeni derken aslında tam olarak neden bahsediyoruz? Medyanın biçimsel yeniliğinden mi, yoksa içerik olarak yeni bir dilden mi? Bunun biraz düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

Tamamını Okuyun…

Axe etkisine Feminist tepki

Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşmekte olan Spor Festivali kapsamında stand açan Axe, okuldaki feminist kadınlar tarafından protesto edildi. “Axe cinsiyetçilik kokuyor” pankartı taşıyan kadınlar;  şirketin cinsiyetçi reklam kampanyaları yürüterek kadın bedenini metalaştırmasına itiraz etti.

Firmanın reklam kampanyasını “cinsiyetçi, heteroseksist ve tacizci” olduğunu belirten kadınlar, firmanın düzenleyeceği maçın “en ateşli maç” olarak duyurulmasına, “kadın gibi kokma”, “kadınları baştan çıkar” gibi cinsiyetçi ve erkek egemen söylemi yeniden üreten reklamlara karşı seslerini yükselttiler.

Kaynak: Bianet

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.