Gazeteler korsanlığı kendileri yapmaktan vazgeçsinler!

Röportaj: Barış Engin

Ana akım medyadan 20 gazete 1 Ekim 2012 günü bir deklarasyon yayımladı. Deklarasyonda radyo, televizyon ve özellikle internet medyalarının bu 20 gazetenin haberlerini kullanmaması yönünde uyarı da bulunuluyor. Bu gazeteler “haber gazetenindir” deyip “korsan gazetecilik” diye adlandırdıkları alıntılamaya karşı duracaklarını belirttiler. Gazetelerin yayımladığı deklarasyonu Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Alternatif Bilişim Derneği üyesi Dr. Özgür Uçkan ile konuştum.

Barış Engin: Korsan gazeteciliğe son deklarasyonunu haklı buluyor musunuz?

Özgür Uçkan: Ana akım medyaya mensup 20 büyük gazetenin yayınladığı bu deklarasyonu kelimenin tam anlamıyla “yüzsüzce” buluyorum. İnsan bir dönüp aynaya bakar. Çoğunu izinsiz ve kaynak belirtmeden internetten topladıkları korsan haberlerden geçilmiyor gazeteleri. (1) Utanmasalar, Anadolu Ajansı’ndan aldıkları haberleri de kendilerine telifleyecekler. Dolayısıyla, hayır, bu sözüm ona “deklarasyon”u tamamen haksız buluyorum. Bu, atıl iş modelleri yüzünden kaybettikleri haksız çıkarları geri kazanma peşinde yürütülen bir lobi çalışmasından, düzenlemeye etki etme çalışmasından başka bir şey değil. Ve yüzsüzce bir çaba bu…

Barış Engin: Bu deklarasyonun yayımlanma nedeni söyledikleri gibi etik kaygılar mı?
Özgür Uçkan: Kesinlikle değil. Bu deklarasyona benzer gruplaşmalar, lobi faaliyetleri Batı ülkelerinde de denendi. İşe yaradı mı? Hayır. Hala “okuyucu” zannettikleri kitle, artık kullanıcı oldu, hatta yayıncı… Bu kullanıcılar da denetimin kendilerinde olduğu interneti bırakıp da yavaş ve hantal gazetelerin dezenformasyon batağına geri dönecek değil. Nitekim Batı’da bir biri ardına basılı versiyonlarını kapatıp sadece internette şansını deneyen eski gazetelerin sayısından da anlayabiliriz bunu. Demek ki, ağa babalarından sonra bizim coğrafyanın medya gruplarını da ölüm korkusu sardı. Bu deklarasyonun nedeni hükümete interneti şikayet edip, kendi atıl iş modelleri yüzünden kaybettikleri ve rekabetsizlik ortamında zaten haksız olan eski kazançlarının bir kısmını baskıcı düzenlemelerle geri alma telaşından başka bir şey değil. Yani “etik” bu deklarasyonun arkasında olmadığı gibi, bu deklarasyonun kendisi bir ahlaksızlık örneği. Gazeteler dönüp “medya etiği”ni yıllardır nasıl çiğnediklerine bir baksın. İyi ki internet var, sosyal medya var da haber alabiliyoruz. Merak etmesinler, doğru haberde bu gazetelerin en ufak bir emeği yok zaten. Onlar doğru ve hakikat kavramlarıyla ilişkilerini kaybedeli çok oldu.

Barış Engin: Peki bu deklarasyonun yayımlanmasında gazete tirajı, portal izlenme oranı, reklam vb nedenler etkili olabilir mi?
Özgür Uçkan: Elbette. Bu deklarasyon, basılı gazetelerin internete yönelik ağır bir tehdit algısıyla yüklü ölüm korkusundan başka bir şeyi ifade etmiyor. Yoksa etik metik palavra. En başta kendileri haber çalıyorlar zaten. İngilizce içeriği çarpık çurpuk çevirip, üstelik tamamen çarpıtarak, kaynak belirtmeksizin kullanan kendileri. İnternet, Anadolu Ajansı’ndan sonra bu gazetelerin başlıca yağma kaynağı. İnternet gazetelerin satış gelirlerini düşürüyor. Daha da kötüsü, internet bu gazetelerin başlıca gelir kaynağı olan reklam gelirlerini de düşürüyor. İnternet yaratılan reklam hacmi bakımından basılı gazeteleri çoktan solladı, artık TV’yi zorluyor (İngiltere’de TV’yi de geçti). “Medya endüstrisinin iş modelleri ve mevcut biçimleri, tıpkı müzik, sinema, yayıncılık, eğlence, reklam ve pazarlama gibi iletişim odaklı yaratıcı endüstrilerde olduğu gibi tamamen kadük hale geldi; bu yapılar hali hazırda ciddi bir değişim sürecinden geçiyor; henüz ömürlerini tamamlamadılar ama çok da zamanları kalmadı.” (2) Şimdi bu gazeteler paniğe kapılmasın da ne yapsın? Ha, aklı başında gazeteler bu yeni paradigmaya uygun iş modelleri geliştirerek ayakta kalmayı deniyor (Guardian, New York Times, El Pais vb). Profesyonel gazeteciler, editörler, muhabirler, yazarlar, fotoğrafçılar, internet üzerinde yeni, bağımsız ve alternatif kurumsallaşmalar içerisine girerek ana akım medyaya rakip oluyor. Bizim bu 20 gazete ise hala “okuyucular”a seslendiğini zannediyor, yüzsüzce onlara interneti şikayet ediyor. O eski okuyucular çoktan internet kullanıcısı ve yayıncısı oldu bile. Sosyal medyada yurttaş gazeteciliği yapıyorlar. Aslında bu gazetelerin seslendiği asıl odak iktidar elbette. Ama bu gidişle, tıpkı reklam verenler gibi iktidarların da gazeteleri terk edip batmaya bırakması yakındır.

Barış Engin: Bu gazeteler deklarasyonda “gazetelerin içeriği gazetelerindir” dediler. Peki haber gerçekten gazetenin midir? Yoksa kamu malı mıdır?
Özgür Uçkan: Haber kimseye ait değildir. Olmuş olan olayın bilgisidir ve kamu malıdır. Önemli bir olay olduğunda artık insanlar gidip gazete satın almaz. İnternete bakar. Giderek daha çok insan Twitter’a bakıyor mesela. İnsan gazeteye sadece haber için değil, o haberin işlenmesi, analizi, yorumlanması için ihtiyaç duyar. Gazetecilik de aslında budur ve sadece haber vermeye indirgenemez. Bilgi edinme hakkı, haber alma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğünün de temelindedir ve bu kavramların temelinde haberin kamu malı olması kavramı yatar. O yüzden boşu boşuna “benim haberim” diye yırtınmasınlar. Ayrıca artık kimsenin haber almak için onların kadük mekanizmalarına ihtiyacı yok. Haberin analizi, yorumlanması konusunda da sınıfta kaldılar. Editoryal mekanizmaları habercilikten çok dezenformasyon makinesi gibi çalışıyor. Medyanın ifade ve haber alma özgürlüğü ile ilişkisi, medyanın endüstriyelleşmesinin doruğu olan medya oligopolleriyle, başlangıçtaki anlamının tam tersini ifade eder hale geldi. “Basın özgürlüğü”nün neo-liberal hali, kavramın temelindeki ifade ve haber alma özgürlüğü için özgür basın anlayışının yerine, endüstriyel basının dilediği gibi iş yapma ve kâr etme özgürlüğünü getirdi. Ama, küresel kapitalizmin krizi ile doruğuna varan ulus-devlet iktidar yapılarındaki değişimin dayattığı medya düzenindeki derin dönüşüm, bu kârlı pazarı dumura uğrattı. Buna internet ile kullanıcıların aynı zamanda yayıncı haline gelmesi durumunu eklediğimizde, ana akım medyanın artık yönetemeyeceği bir bilgi ve haber akışı ortaya çıktı. Medya, yayıncılık ve eğlence sektörü internetin etkisiyle bir girdap hareketi içerisinde hızla dönüştü. P2P ağlar gelirlerin büyük bölümünü buharlaştırdı. Medyada çeşitlenme ise devasa bir boyuta ulaştı; gayrimerkezileşme baskın paradigma haline geldi; video paylaşım siteleri, podcast’ler, blogroll’lar, “veri gazeteciliği” (data journalism), “artırılmış gazetecilik” (augmented journalism), lokasyon temelli medya, “yurttaş medyası” (citizen media) derken alternatif medya çeşitlendi; sosyal medya devreye girdi ve haber dağıtımındaki yerini aldı; bloglar, özellikle de profesyonel gazetecilik blogları devlere rakip olmaya başladı.(3) Böyle bir dönüşümün ortasında ana akım medya gruplarının ne gibi bir şansı olabilir? Sıfır…

Barış Engin: Deklarasyonu bir sansür girişimi olarak görmemiz mümkün mü?
Özgür Uçkan: Bu deklarasyon büyük gazetelerin batışını durdurmayacak. Zaten, bırakınız batsınlar! Böylece barındırdıkları iyi gazeteciler yeni modellere yelken açarlar da gazetecilerimizi geri kazanmış oluruz. Bu deklarasyonun maalesef tek pratik etkisi, iktidarın arayıp da bulamadığı internet sansürü bahanelerinden birini daha üretmesi olacak. Benzeri biçimde, atıl iş modelleriyle zarara uğrayan müzik, eğlence, yayıncılık sektörünün telif hakları bahanesiyle internet sansürüne davetiye çıkarması gibi, bu gazeteler de internet yayıncılığına sansür için iktidarın eline bir bahane daha verecek. Ha, internet sansürü başarılı olur mu? Kısmen. Annem bile 80 yaşında, DNS, “tunnel”, VPN nedir öğrenip bilgi toplumu vatandaşı oldu iktidarın internet sansürleri sayesinde. Dolayısıyla hiç bir şey onları kaçınılmaz sonlarından kurtaramayacak. Çünkü, “it’s the economy, stupid”!

Barış Engin: Gazetelerin hassasiyetlerini de gözeterek bu durum için alternatif girişimler nasıl olabilir?
Özgür Uçkan: Gazetelerin “hassasiyetleri” umurumda bile değil. Önce kendileri medya etiğine geri dönmeyi denesinler, iktidar odaklarıyla ahlaksız ve akçeli iş ilişkileri karşılığında halkın bilgi edinme hakkını satışa çıkarmaktan vaz geçsinler. Ayrıca başkalarını suçladıkları korsanlığın alasını kendileri yapmaktan vaz geçsinler. CNN’in YouTube’a, Guardian’ın Twitter’a mahkum olduğu bir döneme girdik. Bilgi durmaz, sızar. Halk da bilgiyi arar. Hakikat artık gazetelerden değil, alternatif medyadan, internetten, sosyal medyadan, bloglardan akıyor. Farklı nedenlerle iktidarları da medya gruplarını da ölesiye korkutuyor bu. Korksunlar. Korkunun ecele faydası yok.

Bu röportaj aynı zamanda Turnusol haber sitesinde yayımlanmıştır.

(1) Korsana son diyenlerin korsanlık raporu

(2) Yeni Medya Düzeni hakkında bir öngörü

(3) Medya ve “Kanaat yönetimi” 

Reklamlar

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: